"Yuvalarının ağzında da her zaman bir çiçek biter. Ya bir yoğurt çiçeği, ya bir pampal, ya ağınağacı çiçeği, ya bir su püreni. O kuş çiçeksiz edemez, işte o kuştan bir tane tutmalı.”

Son zamanlarda gelecekten umudunu kesen sadece gençler değil, tüm toplumda ağır bir vazgeçmişlik havası var…

Ne yaparsa yapsınlar, ne kadar umutkar davranırsa davransınlar ve ne kadar direnç gösterirse göstersinler, 20 yıldır coğrafyanın gidişatı değişmiyor.

Hani, “dalından bir kere kopmuş yaprağa rüzgar neylesin” diyorlar ve kendilerini de havada savrulan yaprak misali görüyor, artık hayatları üzerinde bir denetimleri olmadığına inanıyorlar…

Olanı biteni garip bir biçimde  kabul etme, boş vermişlik içindeler.

Hani, “Yaşamak buysa, bırak üstü kalsın!" der gibi, çaresizlik kültürüne hakim bir duygu var insanlarda..

Adeta yığınaklar haline dönen dertlerden kurtulmanın yolunu vazgeçmekte bulmuşlar. Bu da tüm nesnel gerçekliği kabullenmek demek oluyor..

Tıpkı; Yaşar Kemal romanından uyarlama olan “Yer Demir Gök Bakır”daki on yıllık yaşam mücadelesini anlatan “Yalak Köyü” sakinlerine döndü ülke..

Halk bu yoğun çaresizlik duygusunda hep bir kurtarıcı arar, Yer Demir Gök Bakır’daki köylüler gibi. 

“Böylesi amansız çaresizlikte hep sarılacak dal arar. Türlü türlü dala sarılır, bırakır. En sonuncu sağlam sandığı bir dala sarılır, sarıldıkça sarılır, her bir şeyini dalın gücüne verir, dala sığınır. Bir dal bulamazsa kendisi dalı yaratır, sonra da sarılır. Köylü dalsız edemez.”

Toplumlar; hiçbir taraftan ümit olmadığında, yardım ve imdadına herkesin sırtını döndüğünde kurtarıcı beklemeden edemez. Öyle ya; yirmi yıl, değişmiyor. Ne sistem ne de sistemin çarkları arasında ezilenler…

Hani, artık korkunun verdiği bir susmuşluk değil; bezginliğin, bıkkınlığın, verdiği bir suskunluk…

Hangi dala sarılırsa sarılsınlar ellerinde kalan yaprak gibi yere dökülen insanlar, çaresizliğin verdiği bir vazgeçmişlik içindeler…

Muhalefete güvenseler üretilen bir çözüm yok, umut olmuyor.

Muktedirler çoktan tüm yaprakları ağaçtan silkelemişler, tutunacak bir dal dahi vermiyor…

Velhasıl kime baş verip el uzatsalar, elleri boş dönüyorlar…

Siyasetten  konuşan çok ama çözüm üreten yok. İnsanlara her kapı kapanıyor..

Adeta coğrafyada bir hastalık hakim. Doğdukları, büyüdükleri, çocukluklarını, gençliklerini, erişkinliklerini acısıyla tatlısıyla geçirdikleri ülkelerinde; bulunamayan bir yitik gibiler. 

İyileşmeyen bir ötekileştirilme hastalığı içindeler. Onlar; duyulmayan, görülmeyen, onlar adeta istenmeyen…

Milyonlarca yaprak savrulup düştükleri yerde, umarsız, ’işte geldik gidiyoruz’ diyerek yaşıyorlar…

Evet, ülkede durumda son günlerde tam da bu…

Herkes; birlik bir korkuda, birlik bir yalnızlıkta ve gün be gün, saat be saat, her şey her an kötüye gidiyor…

Oysa kabul etmek ve farkında olmak vazgeçmişlik olmamalı. Zira; bir şeyi değiştirmeden önce, var olanı görebilmek esastır zaten.

Kötü olanı, daha da kötüye gidişi gördüğümüze göre, çare değiştirmede olmalı çaresiz bir vazgeçmişlikte değil…

Ve “Yalak Köyü” sakinleri gibi, tutunacak bir umut olarak memleketten birini ermiş mertebesine çıkarmaya gerek yok. Bir kurtarıcı efsanesine ihtiyaç da yok.

Kimsenin bizi uçurmasına da ihtiyaç yok..

Biraz ayağa kalkmaya, çaresizlik girdabından çıkmaya, bolca umuda, kararlı bir dirence ve her şeyden önemlisi yeniden “Halk” olduğumuzu ve halktan daha güçlü” hiçbir şeyin olmadığını hatırlamamıza ihtiyaç var. 

Ve bir de; sevgili Yaşar Kemal betimlemesinde geçtiği gibi:

"O mavi kuştan, yanardöner kuştan... Hani, su kıyılarındaki yarları yılan deliği gibi deler, çok derinlere kadar deler, ta dibine, toprağın altına gider, oraya yuvasını yapar. Yuvalarının ağzında da her zaman bir çiçek biter. Ya bir yoğurt çiçeği, ya bir pampal, ya ağınağacı çiçeği, ya bir su püreni. O kuş çiçeksiz edemez, işte o kuştan bir tane tutmalı.”

Çiçeksiz edemeyen bir Mavi Kuşa..

Hiç insanoğlu umutsuz yaşayabilir mi? 

İnanmalı, kendimize ve değiştirebileceğimize bu sistemi…

Hani bir silkelensek, çıksak çaresizlik kültüründen yetecek..

Unutmayın, biz milyonlarca mavi kuşuz, yeniden baharı getireceğiz…