İnsan yazdıklarında tekrara düştükçe yorulur, okuyucuyu yorar..
Ama sorunlar kendini tekrar ettikçe, başka seçenek kalmıyor.
Yirmi iki yılın, her; dört-beş yılında; bu yeni dönemde diye başlayıp, “Şunu yapacağız”, “Bunu yapacağız”’ “Böyle kalkınacağız” Devam edip, sonunda eskiden de betere düşürülen vatandaş da, bu söylemlerden yoruldu..
Cümleten vardığımız yer yoksulluk durağı oldu.
Bu yüzden elbette; hiç yılmadan, usanmadan ekonomiyi yazacağız..
Elbette; halkın dayanılmaz yoksulluğu, gençlerin içine itildiği yoksunluğu yazacağız..
Elbette, kör karanlıkta okula gitmeleri yetmez gibi, temel gıdaya ulaşım sorunu yaşayan çocukları yazacağız.
Elbette; yaşamın ağırlığında ezilen asgari ücretliyi, emekliyi yazacağız..
Elbette, elbette tüm bunlar arasında yıllardır sosyal ölüye dönen ve unutulan sancı, KHK’ lıları yazacağız.
Ve elbette, tüm bunların nedeni hukuktur diyeceğiz.
Zira, hukukun üstünlüğü, bir ülke ekonomisinin düzelmesinin ilk şartıdır.
İç hukukta evrensel yargı değerlerine ulaşamayıp, güven yaratamazsanız, nerede, nasıl ararsanız arayın bir yatırımcı bulamaz, ülkeye çekemezsiniz.
Hatta, örselenmiş bu hukukla eldeki yatırımcıyı dışarıya kaçırırsınız.
Elbette; üretmeden tüketmek, ekonomiyi düzeltemez diyeceğiz.
Ve elbette; gözümüzü açtığımız her sabaha düşen, anlamsız soruşturmalarla hukuk böyle iyileşmez diyeceğiz..
Elbette…
Elbette; en önemli sorunumuz ekonomi ve hukuksuzluk bu şekilde devam ettiği sürece, tüm dikkatleri yoksulluğa çekeceğiz, yazmakta tekrara düşsekte altını çizeceğiz..
Elbette; düşünürken gülümseyip, gülümserken düşüneceğiz.
Karadenizi gezmekte olan bir turist Temel’i görünce:
-Allah Allah, burada da herkesin bıyığı var, demiş.
Temel, burnuna dikkat çekerek:
-Biz önemli ve değerli şeylerin altını çizeruz, yanıtı vermiş.
Hak, hukuk, eğitim, sağlık, demokrasi, özgürlüklerde daha ne kadar gerileyebiliriz bilmiyorum.
Ama onlara “rağmen”, elbette, umutsuzluğa düşüp, pes etmeyeceğiz..